MUTLAKA BU YAZININ TAMAMINI OKUYUP ANLAYIP HAYATIMIZA UYGULAYALIM ... Mor lahana eczanedeki pek çok antioksidan vitaminden daha güçlü..... Vücudumuz trilyonlarca hücreden oluşur ve asıl önemli olan bu hücreleri doğru beslemektir. Oysa biz yemek yemeyi kendimizi beslemek olarak algılıyoruz. Hücrelerimiz için en iyi enerji kaynakları bitkisel gıdalardır. Yani, insan motorunun en iyi yakıtı bitkisel beslenmeyle sağlanabilir. Bu motor benzetmesinde bir mantık vardır; enerji üreten her motorun çalışmasında olduğu gibi vücutta da enerji üretilirken ortaya birtakım egzoz artıklar çıkar. İnsanda bu egzozun adı verilen serbest radikallerin sağlık için çok zaralı olduklarını ve bitkisel beslenmenin ise, serbest radikalleri arttırmadığını söyleyen Biyokimya ve Anti-aging Uzmanı, Dr.

Ayşegül Çoruhlu, konuyla ilgili bilgi verdi:                                             
Oysa tüm hayvansal gıdalar, şekerliler, unlular, işlenmiş tüm yiyecekler, alkoller, asitli, şekerli içecekeler, kızartmalar, bisküviler vücutta enerji kullanıldığında serbest radikalleri artırır. Serbest radikaller kanser de dahil tüm hastalıklarda en önemli etkendir. Daha ayrıntılı bir tanımla serbest radikaller elektronu eksik maddelerdir. Eksik elektronlarını derhal bulmak için vücuda saldırırlar ve saldırdıkları her yerde hastalık yaratırlar. Onlara elektron vererek vücudu koruyan ise antioksidanlardır.
Sebzeler ve meyveler en büyük antioksidan deposudur. Renkleri koyulaşıp mora doğru ilerledikçe içlerindeki antioksidan, yani elektron depoları artar. Mesela mor lahana eczanedeki pekçok antioksidan vitaminden daha güçlüdür. Aslında çoğu hastalık, basitçe sebze-meyve eksikliği hastalığıdır diyebilirim. Özetle serbest radikaller vücudu asitlendirir. Çözüm de alkali beslenme, yani bitkisel beslemedir.

Neden çiğ besin tüketmek önemlidir?
Sebze ve meyvelerin çiğ tüketilmesi hayati önemdedir.

Çiğ bitkisel beslenme mide-pankreas-bağırsak sistemini hiç yormaz, midede sindirimleri çok kolaydır ve böylece mideyi yormaz.
Sebzeler çiğ yendiğinde bunların içersinde kendi kendilerini sindirecek doğal enzimler vardır, panreastan sindirim enzimi istemezler.
Pankreasımızın sadece şeker yediğimizde insulin ürettiğini sanırız. Oysa, pankreas mideden gelen besinlerin sindirimi için her öğünde enzim salgılamak zorundadır. Hayvansal etler, hazır gıdalar, unlular söz konusu olduğunda bu enzimler şarttır. Çünkü, bu yiyecekler esasen ölüdür ve içlerinde enzim bulundurmazlar. Yani pankreası dinlendirmek için çiğ bitkisel beslenme miktarının artırılması gerekir.

Burada pankreasımızn sağlığının üzerinde biraz daha durmak gerekir. Çünkü pankreasa her yemek yendiğinde çok iş düşer. Karbonhidrat tüketilirse oluşan glikozu hücrelerin içine enerji dönüşsün diye sokabilmek için insüline ihtiyaç vardır. İnsülin olmadan glikoz adıyla bilinen şeker türü hücrede kullanılamaz. Pankreas her yemekten sonra kan şekeri artınca bunu düşürmek, yani bu şekeri kandan hücrelere göndermek için insülin salar.

Pankresın insulin ve sindirim enzimi üretmek dışındaki bir başka önemli görevi de, bikarbonat üretmektir. Bikarbonat vücuttaki en kıymetli maddedir. Çünkü bikarbonat vücuttaki serbest radikalleri ve asitleri yok eden en önemli alkali maddedir.

Eğer et gibi, midede uzun süre kalıp zor sindirilen bir hayvansal gıdalar tüketiyorsak bu gıda, midenin asidiyle beraber bulamaç halinde ince bağırsağa gelecektir. Ama bu yüksek asit bağırsağı delecek güçte olduğu için pankreas, içi bikarbonat dolu alkali pankreas sıvısını bu asitlerin üzerine döker. Böylece mide asidinde beklemiş gıdaların asidini yok eder. (Alkali madde asit maddeyi yok eder.)

Burada sorun şu ki; bu alkali bikarbonat vücuttan tüm diğer asitleri atarken de lazımdır. İdrarla ve terle atılımda da bu temizlik maddesi kullanılır. O halde, ağır sindirilen besinleri seçersek vücudun biricik alkali temizlik maddesini gereksiz yere azaltacağız demektir.

Oysa sebzeler ve meyvelerin içinde kendi alkali yapan maddeleri vardır. Bunlar, yine pankreası yormadan bağırsağa doğru geçerler. İçlerindeki lifler bağırsakların iyi çalışmasını sağlar, hayvansal işlenmiş ürünler kabızlık yaparken bitkiler bağırsağı korur. Özetlersek, sadece pankreas değil tüm hücrelerimizin sağlığı için sebze ağırlıklı beslenmeli, bu sebzelerin ve meyvelerin çoğunu çiğ olarak tüketmeliyiz.

Ancak tamamen bitki kaynaklı beslenmek sağlık için yetersizdir. Bunun yerine %80 bitkisel ve %20 hayvansal gıda tüketilmesi daha doğrudur.Bu zaten alkali diyetteki kuraldır. Hayvansal gıda seçimlerini, doğal mera hayvan etleri, yumurtaları, balık, keçinin ve koyunun süt ürünleri şeklinde yapmalıyız. Vücudumuzdaki en büyük miktardaki protein olan kollajeni korumak dış görüntümüzdeki yaşlanmayı geciktirir. Bunun için sağlıklı kollajen kaynaklarını tüketmek gerekir. Özellikle balıktan alacağımız kollajen cilde kaybettiği esnekliği geri verecektir.

Unlular ve hazır şekerliler grubuna hiç bulaşmamak, zorda kalırsak karabuğday ekmeği tüketmek yeterlidir. Geri kalan %80’in sebze-meyve, baharat, badem, ceviz gibi yağlı tohumlar ve baklagiller olmasına özen göstermeliyiz. Elbette, su içmek ve özellikle alkali su içmek bizi sağlıklı olma yolunun yarısına getirir. Şunu da hemen vurgulamak isterim ki, yukarıda bahsedilen elektronu eksik, serbest radikallerden en ucuz kurtulma yolu ise çıplak ayakla toprağa basmaktır. Toprak ana en yüksek elektron deposu yani antioksidandır. En son ne zaman toprağa bastınız bir düşünün… Bu kadar basit bir alışkalığı mutlaka hayatınıza katmanızı dilerim.